Forumda görev almak isteyen arkadaşlar PM (@tarimsal) ile iletişime geçebilir.
***
Üyelik işleminden sonra üyelik aktivasyonu için, e-posta hesabınızda ki Spam/Gereksiz vb. klasörüne bakmayı unutmayın!

ÖNCE TOPRAK...

Organik Tarım hakkında herşey burada
Cevapla
Kullanıcı avatarı
sunguroglu_1
Acemi Üye
Mesajlar: 17
Kayıt: Sal Eki 25, 2011 8:09 pm

Sal Ara 13, 2011 4:50 pm

TOPRAKLARIMIZI TANIYALIM

Asırlar öncesi dünyanın yüzeyi kaya idi. Doğal birçok olaylarla bu kayalar yavaş yavaş parçalanıp ufalanmıştır. Zamanla toprağı teşkil eden kum ve kil büyüklüğündeki küçük parçalara ayrılmışlardır. Toprak oluşumunun başlangıcından beri bitkiler ve sonra da hayvanlar toprak üzerinde ve içinde yaşamaya ve ölmeye başlamışlar. Bunların kalıntıları parçalanmaya başlamış ve toprak içerisine karışmışlar. Mineral madde denilen ufalanmış kaya parçaları ile hayvan ve bitki kalıntıları olan humus karışımı toprağı meydana getirmiştir. Çoğunluğunu mineral maddenin teşkil ettiği toprağın bir kısmını ise organik medde teşkil etmektedir. Genellikle 100 kilo kuru yüzey toprağın 97-99 kilosu mineral madde ve 1-3 kilosu ise organik maddedir. Derinliği 30 cm olan bir dönüm toprağın ağırlığı genellikle 250.000 - 350.000 kilogram’dır.

Hayatımızın üç temel unsuru mevcuttur. Toprak, Hava ve Su. Toprak, en az hava ve su kadar önem arz eden temel kaynaklardandır. Toprak üretkenliği ile insan, hayvan ve bitkilere yer, yurt ve aş veren fevkalade yüce bir nesnedir. Toprakların üretkenlik kabiliyetleri muhteliftir. Toprağın kıymeti üretkenlik kabiliyetinin yükselmesiyle artar, düşmesiyle azalır. Toprağın karakterini izah etmek için uygun terimler kullanmak zorundayız. Nasıl ki, hayvanların besili ve yüksek verimli olduğunu ifade edebiliyorsak. Bir toprağın karakterini izah edebilmek, hayvan karakterlerini izah etmek kadar kolay ve basittir.

Topraklar; tabii meyli, derinliği, yapısı, bünyesi, rengi ve verimliliği itibariyle değişik karakterler taşır. Ayni şartlar altında meydana gelen toprakların, birbirine benzediği bilinmektedir. Bir ülkede elliden fazla toprak tipi olduğu ve hatta muhtelif çiftliklerde üç-beş toprak tipine rastlanmıştır. Benzer toprak tiplerine havi gruplar, ayni toprak muhafaza tedbirleri ile ayni şekilde kullanmayı icap ettirirler. Önce toprak karakterlerinden ve sonra ise kabiliyet sınıflarından bahsetmeye çalışacağım.

1. Toprağın ana maddesi:

Ana madde, meydana gelen toprakların esasını teşkil eder. Kumtaşı, Kireçtaşı, Jips, Granit, Bazalt ve bunların karışımları, ana maddelerin başında gelmektedir. Toprağın tipi, toprağın ana maddesi hakkında bilgi verebilir. Kumlu topraklar, Kumtaşı ve diğer kaba maddelerden meydana gelmişlerdir. Kırmızı topraklar ise kırmızı kum taşından, kırmızı kabuklardan veya kırmızı kilden meydana gelmişlerdir. Ayni şekilde koyu renkli topraklar, kireçli kil veya kireç taşından meydana gelmişlerdir. Bazı topraklar, yukarıdaki ana maddelerin aşağıya taşınmasıyla meydana gelmişlerdir ki, bu topraklara alluviyal topraklar ismi verilir.

Toprak, üst ve alt olmak üzere ikiye ayrılır. Üst toprak arz kabuğu üzerinde bulunan satıh toprağıdır. Derinliği birkaç santimetreden birkaç metreye kadar değişir. Umumiyetle üst toprak derinliği 10 cm ile 30 cm arasında değişmektedir. Üst toprak, organik madde ve bitkilerin istifade edebileceği bol miktarda mineral madde ihtiva eder. Yüksek organik madde ihtiva eden üst toprağın rengi koyudur. Üst toprağın sınırı, bitki köklerinin beslendiği ve köklerin yer aldığı kısımdır. Derin üst toprak ihtiva eden topraklar su ve mineral madde bakımından zengindir. Alt toprak ise üst toprağın altında kalan kısımdır. Alt toprak, bitkiler için kireç, fosfor, potas gibi makro ve mikro besin elementlerinin deposudur. Bu elementleri ihtiva eden mineraller, bu katman içerisinde ayrışır ve bitkinin istifade edebileceği şekle dönüşür. Alt topraktaki organik madde miktarı, üst toprağa nispeten azdır. Eğer üst toprak erozyon sebebiyle taşınmışsa besin ve organik madde bakımından fakir olan alt toprak satha çıkar ve verimlilik geniş oranda düşmüş olur.

2. Toprakta organik madde:

Organik madde toprak içerisinde bulunan bitki ve hayvan kalıntılarıdır. Parçalanması sonucunda meydana gelen humus, toprağın fiziksel özelliklerini düzeltirken, diğer taraftan organik madde terkibindeki besin maddeleri de bitkilere yarayışlı duruma geçer. Organik madde bitki besin maddelerinin ve suyun toprakta tutulmasına yardımcı olur.Toprak zerrelerini birbirine bağlayarak toprakta istenen yapının oluşmasını sağlar.

Organik madde, hafif topraklarda su ve besin maddesinin tutulmasını artırmak; ağır topraklarda ise toprak yapısını düzeltmek, havalanmayı iyileştirmek ve toprak işlemesini kolaylaştırmak gibi önemli özelliklere haizdir. Ayrıca organik madde toprakta yaşayan canlıların hayat kaynağıdır. Onlar için gerekli olan besin maddelerini sağlayarak topraktaki mikrobiyal faaliyeti artırdığından daha iyi bir ürün elde etmede etkili olur.

3. Toprak reaksiyonu:

Topraklar asit, nötr ve alkali reaksiyon gösterir. Toprak reaksiyonu pH birimleri ile ifade edilir. pH, solüsyondaki aktif H iyonu konsantrasyonunun negatif logaritması olarak tarif edilmektedir. Toprak pH’sı 7’den daha az ise asit, 7’den yüksek ise alkali ve 7 ise nötrdür. Normal verimli toprakların pH değerleri 4.5 ile 8.5 arasında değişir.

Toprak reaksiyonu, toprağın verimliliğini etkileyen önemli bir faktördür. Topraktaki bitki besin maddelerinin bitkilere yarayışlıkları o toprağın reaksiyonu ile çok yakından ilgilidir. Gerek bitki besin maddelerinin yarayışlılıkları ve gerekse topraktaki mikrobiyal faaliyetler için en uygun pH değerleri 6-7 arasıdır.

4. Toprağın Derinliği:

Efektif toprak derinliği, üst ve alt toprakların toplam derinliğidir ve üst toprağın sathından başlayıp, ana maddeye kadar olan kısmı ifade eder. Genel olarak bitki köklerinin gedebileceği toprak derinliği olarak tarif edilir. Toprak derinliği, et hayvanlarının et verimine tesir eden vücut yapıları ile mukayese edilir. Nasıl ki et hayvanlarının seçiminde, vücut derinliği et miktarına etki eder, toprağın derinliği de o topraktan üretilecek mahsulün miktarına etki eder. Her hangi bir tarla veya arazi derin topraklara sahipse, bol miktarda makro ve mikro besin maddesi içerdiği gibi bol miktarda da organik madde ve bunun yanında bol rutubet içereceğinden üretim kapasitesi derinlik oranında artacağı muhakkaktır.

Toprak derinliği dört şekilde ifade edilir.

a) Derin topraklar: Bitki köklerinin nüfuz edeceği derinlik 90 cm ve üzerinde bir derinliğe sahip topraklardır. Normal olarak iyi bir besin ve rutubet deposudur.
b) Orta derin topraklar: Bitki köklerinin nüfuz edebileceği derinlik 75-90 cm arasındadır.Besin deposu ve rutubet tutmaları bakımından derin topraklara nazaran biraz daha azdır.
c) Sathi topraklar: Bitki köklerinin nüfuz edebileceği derinlik 25-75 cm arasında değişmektedir. Besin maddesi deposu olarak ve su tutma kapasitesi bakımından derin ve orta derin topraklara nazaran daha düşüktür.
d) Çok sathi topraklar: Bitki köklerinin nüfuz edebileceği derinlik 25 cm’ den daha az derinliğe sahip topraklardır. Toprak işlenmesi suretiyle yapılacak tarıma müsait değildir.

Toprak derinliğinin üreticiler tarafından bilinmesi, araziyi uygun kullanmak ve ekilecek mahsul seçimine etki eden çok önemli bir faktördür. Eğer bir arazi parçasındaki toprak sathi ise; mevzu bahis arazi parçasına yonca veya derin köklü bir bitki ekmek asla uygun olmayacak ve arazi kullanma bakımından menfi bir sonuç doğuracaktır. Böyle bir arazinin ancak otlak olarak daimi bitki örtüleri örtülü bulunması erozyon ve arazi kullanım bakımından son derece faydalı olacaktır.

5. Toprağın meyli:

Meyil, ziraatta kullanılacak arazinin seçimine tesir eden önemli bir faktördür. Meyil arttık sonra erozyon problemi fazlalaşır. Uzun meyilli arazilerde satıh sularını hızı arttığından, erozyon problemi de o oranda artar. Oldukça düz arazilerde sudan meydana gelen erozyon, dik meyilli arazilerde meydana gelen erozyon kadar ciddi tahrifat yapmaz. Meyilli arazilerde mekanik ve vegetatif toprak muhafaza tedbirleri almak suretiyle tarıma uygun araziler elde etmek mümkündür. Arazi meyli yüzde olarak ifade edilir. Meyil aşağıdaki altı grup altında açıklanır.

a) Oldukça düz meyilli % 0 - 1
b) Oldukça meyilli % 1 - 3
c) Orta meyilli % 3 - 5
d) Kuvvetli meyilli % 5 - 8
e) Dik meyilli % 8 - 12
f) Çok dik meyilli %12 +

6. Toprak Erozyonu:

Su ve rüzgâr tarafından meydana getirilen toprak kaybıdır. Su erozyonu, su tarafından meydana getirilen toprak kaybıdır. Su erozyonu ekteki gibi sınıflandırılır.

a) Çok hafif su erozyonu: Toprak taşınmasına ait bariz herhangi bir işaret yoktur.
b) Hafif su erozyonu: Üst toprağın %25’nden fazlası taşınmıştır. Satıhta sudan dolayı meydana gelen her hangi bir yarıntı yoktur.
c) Orta su erozyonu: Üst toprağın %25 ile %75’den fazlası taşınmıştır.Satıhta suyun açtığı ,geniş miktarda yarıntılar mevcuttur, ancak insanın geçebileceği vaziyettedir.
d) Şiddetli su erozyonu: Üst toprağı %75’nden fazlası taşınmıştır. Bazen insanın gedemeyeceği yarıntılar oluşmuştur. insanın gedemeyeceği yarıntılar oluşmuştur.
e)Çok şiddetli su erozyonu: Üst toprağın %75’nden fazlası aşınmıştır. İnsanın gedemeyeceği yarıntılar oluşmuştur.

Uzun zaman ziraat altında bulunan meyilli arazilerde su erozyonu tahribatı sıkça görülür.Bazı hallerde yarıntı şeklini alır. Fakat yarıntı şeklini almamışsa, bu şekildeki erozyona satıh erozyonu ismi verilir. Bunun manâsı ise tarla sathından tabaka halinde bir toprağın kaybıdır. Her şiddetli yağmur, meyilli arazilerde toprak kaybına sebep olabilir ve bu toprak kaybı neticesi verimli üst toprak yok olabilir.

Rüzgâr erozyonu, rüzgâr tarafından meydana getirilen toprak kaybıdır. Rüzgâr erozyonunun arazi üzerindeki işaretleri, su erozyonundan farklıdır. Rüzgâr erozyonunda derin yarıntılar meydana gelmez. Rüzgâr erozyonu ekteki gibi sınıflandırılır.

a) Rüzgâr erozyonu hiç yok: Rüzgâr tarafından her hangi bir taşınma veya yığıntı yoktur.
b) Rüzgâr erozyonu hafif: Satıh toprağının %25 taşınmış ve satırda 25 cm kadar yükselen yığıntılar mevcuttur.
c) Rüzgâr erozyonu Orta: Satıh toprağının %75 taşınmış ve satırda 25 cm ile 90 cm arasında yükselen toprak yığıntıları mevcuttur.
d) Rüzgâr erozyonu şiddetli: Satıh toprağının tamamı taşınmış ve bazı hallerde alt toprağın %25 taşınmıştır. Satıhta yığıntı tepelerinin yükseklikleri 90 cm ile 180 arasında değişmektedir.
e) Rüzgâr erozyonu çok şiddetli: Satıh toprağı ile alt toprağın %25-%75 taşınmıştır. Çok miktarda birikinti mevcut olup yükseklikleri 180 cm’den fazladır.Su erozyonuna hassas arazileri; göletler, bentler, barajlar, teraslar ve bankolar inşa etmek suretiyle erozyondan önleme imkânımız mevcuttur. Rüzgâr erozyonuna hassas arazileri ise tabii nebat dikmek suretiyle erozyondan önleme imkânımız mevcuttur.Umumiyetle rüzgar erozyonun kontrol için iki metot mevcuttur. Birincisi, rüzgâr kuvvetine karşı mukavemet teşkil edecek nebati örtü dikmek, ikincisi ise toprak işlemesi suretiyle erozyonun önüne geçilebilir. Her iki metodda da araziyi rüzgâr istikametine dik şekilde işlemek veya tabii nebat yerleştirmek suretiyle erozyonu önleyebiliriz.

7. Toprağın yapısı:

Ziraat yapılan toprakların yapısı, kullanılmalarına olan etkisi münasebetiyle önem arz eder. Yapıdan anlaşılan mana, toprağı meydana getiren parçacıkların (agrega) durumudur.

Toprak, tane veya birçok tanelerin birbirleriyle birleşmesinden meydana gelen granüle yapıyı meydana getirir. Granüle yapılı topraklar, ziraat ve dolayısıyla toprak işleme için en uygun yapı şeklidir. Granüle taneler, topraktaki humus tarafından birleştirilir. Granüle yapılı topraklar, suyu içerilerine kolaylıkla alır ve bünyelerinde geriye vermeyecek şekilde tutar. Tek taneli topraklara nazaran daha fazla organik madde ihtiva ederler ve ayni zamanda granüle yapılı topraklarda ziraat yapmak çok müsaittir.

Granüle toprakları olan arazilerde iyi ziraat yapabilmek için onlara devamlı surette organik madde ilavesi gerekir. Organik gübre ilâvesi, baklagil bitkileri yetiştirmek ve nebat artıklarını arazide terk, toprağa organik madde vermek için en pratik yoldur. Sulama yapılacak arazilerde, sulama tesisleri yapılmadan önce, toprağın yapısı nazari itibara alınmalıdır.

8. Toprağın bünyesi:

Toprağın bünyesi, toprağın ihtiva ettiği kum(2- 00.2 mm), silt(0.02-0.002 mm) ve kil(Çapları 0.002 mm.den küçük) gibi toprak parçalarının toprak içerisindeki nispetine göre tayin edilir. Bu üç tip toprak parçalarından kum, iri daneli ve parmaklar arasında kadife gibi kolaylıkla hissedilebilecek bir yapıya sahiptir. Silt, orta daneli ve parmaklar arasında un gibi hissedilebilecek bir vaziyettedir. Kil ise çok küçük deneli, yapışkan toprak parçacıklarıdır. Kum, Silt ve kil karışımına tın denir. Kum, Silt ve kil’in değişik karışımlarını şöyle ifade etmek mümkündür.

a) İnce bünyeli toprak’lar: Bünyelerinde fazla miktarda kil zerrecikleri ihtiva ederler.
b) Orta bünyeli toprak’lar: Bünyelerinde Silt ve tın zerrecikleri ihtiva ederler.
c) Kaba bünyeli toprak’lar: Bünyelerinde fazla miktarda kum ihtiva ederler.

Toprak, birçok karakterini üst toprağın yapı ve bünyesinden alır. Su tutma kapasitesi bakımından kumlu topraklar, killi topraklara nazaran daha az su tutar. Çünkü killi topraklarda kil parçacıklarının çok küçük oluşu ve su tutabilecek büyük yüzey teşkil etmesi su tutma kapasitesini aşırı derecede yüksek olmasını sağlar. Ayni zamanda, su geçirgenliği bakımından da killi topraklar ile kumlu topraklar arasında büyük değişimler mevcuttur. Meselâ kaba bünyeli bir toprakta 2.5 cm.lik bir yağmurdan, satıhdan itibaren 30 cm bir kısım ıslandığı halde, killi toprak’larda ayni miktardaki yağmur ancak 10-12 cm derinliğinde bir ıslaklık meydana getirir. Killi topraklardan yazın rutubetin buharlaşması, toprak sathında derin çatlaklar meydana gelmesini sağlar, halbuki kumlu topraklarda bu çatlaklar oluşmaz.

9. Toprağın drenajı:

Ziraat arazisinde drenajın amacı, havadar bir kök bölgesi ve zirai faaliyetler için yeter derecede kuru bir üst toprak temin etmektir. Sebebi ne olursa olsun fazla suyun araziden def edilmesidir. Bu suretle fazla sudan zarar gören arazide üretimi optimum ve devamlı kılmak için toprak, bitki ve su arasında elverişli bir denge tesis edilir. Ziraat arazilerinde drenaj problemi, topografya ve toprak şartlarının yüzey ve yeraltı sularının tabii bir boşalma ağzına ulaşmasını engellediği veya ulaşmanın arzu edilen surette olmadığı hallerde ortaya çıkar.Böyle hallerde suyun yüzeyde birikmesiyle toprağın yüzeyine kadar suyla doyması ile bataklık ve ıslak araziler meydana gelir. Bazı hallerde ise taban suyu arzu edilmeyen sınırların üstüne yükselerek bitkisel üretimi engeller veya imkânsız kılar.

Drenaj ihtiyacı yönünden topraklar aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilirler.

a) Drenajı iyi topraklar: Taban suyu seviyesi 2 m.nin altında veya senenin ancak 30 günlük bir periyodunda 1.80 m.ye kadar yükselir.
b) Drenajı orta topraklar: Taban suyu seviyesi 1.80 m.nin altında veya senenin ancak 30 günlük bir periyodunda 1.20 m.ye kadar yükselir.
c) Drenajı fena topraklar: Taban suyu seviyesi 1.80 m ile 1.20 m.nin altında veya senenin 30 günlük periyodunda 0.90 m.ye kadar yükselir.
d) Drenajı çok fena topraklar: Taban suyu seviyesi 1.20 m.nin altına veya senenin 30 günlük bir periyodunda 0.50m’ye kadar yükselir.

Ekseri sulu ziraat alanlarında , suyun sulama kanallarından sızması ve sulama suyunun toprağa kontrolsüz bir şekilde verilmesinden kaynaklanan taban suyu yükselmesinin kontrolü ve bu suretle arazinin su altında kalması ve çoraklaşmanın önlenmesi yönünden drenaj lüzumludur.

10. Toprağın Rengi:

Toprağın organik madde miktarı, drenaj şartları ve havalanması gibi özellikleri ile toprak rengi arasında yakın bir ilgi mevcuttur. Toprak uzmanları toprak horizonlarını renklerine bakmak suretiyle bunların oluşları hakkında fikir edinebilirler.

Renk, maddeden yansıyan ışığın gözde hasıl ettiği bir duygudur.Toprak renginin gözlenmesi için en müsait ışık kaynağı güneştir. Toprak rengi iki standart rutubet miktarında tayin edilir. Kuru toprakta ve tarla rutubet kapasitesinde. Toprak renklerinin standart bir sistem altında isimlendirilmesinde ve birbirleriyle mukayesesinde Münsell renk ıskalarından istifade edilmektedir.

Topraklarda görülen koyu rengin sebebi, o toprağı meydana getiren minerallerin yapı maddelerinin (bilhassa demirin) kimyasal değişikliğe uğraması veya organik madde muhtevasıdır. Toprağa kırmızı rengi sağlayan demir ve bileşikleridir. Toprakların alt katlarında biriken kireç, toprağa açık gri veya beyaz renk kazandırır.

11. Toprağın Geçirgenliği:

Geçirgenlik, toprağın suyu ve havayı nebat köklerine verişidir. Aşağıdaki şekilde sınıflandırılır.
a) Çok yavaş geçirgen : Ağır kil tabanı olan topraklar.
b) Yavaş geçirgen : Kırıntılı killi ve Killi tını yüksek olan topraklar
c) Orta geçirgen : Granüle topraklar.
d) Hızlı geçirgen : Kumlu toprağa haiz topraklar.

Alt toprağa suyun nüfuzu, bir başka değişle toprağın geçirgen oluşu mahsul üretimiyle yakından ilgilidir. Çok yavaş geçirgen toprağı olan kuru bir toprak, ancak müsait şartlarda rutubete doyabilir. Bu gibi topraklar kurak devrelerde rutubetini kaybettikleri zaman toprakta derin çatlaklar meydana gelir ve nebat köklerinin toprak içerisindeki gelişmesine mani olurlar. Bunun tam tersi olan hızlı geçirgen topraklarda suyun ve verilen bitki besin maddesinin süratle aşağıya süzülmesine sebep olur ve nebat köklerinin bunlardan istifadesini olumsuz yönde etkiler.

12. Toprak verimliliği:

Toprak içindeki küçük kil parçacıklar ve organik madde, toprak suyunda erimiş durumda bulunan bitki besin maddelerini (Bitkilerin kendi kök, dal, yaprak, meyve ve diger aksamlarını meydana getirmek için kullandıkları maddeler) tutarak bir depo vazifesi görürler. Toprağın bu çok önemli özelliği dolayısıyle bitkiler, ihtiyaçları olan besin maddelerini, aylarca devam eden büyüme dönemlerinin her anında, devamlı olarak bulabilmektedir. Doğa, killere ve toprak organik maddesine öyle bir özellik vermiştir ki iki zıt elektrik yükünün birbirini çekmesi neticesinde bitki besin maddelerini çekerek kendi yüzeylerinde tutarlar. Bu şekilde tutulmuş olan besin maddelerini bitki kökü kolaylıkla toprak parçacıkları yüzeyinden alabilir ama yağışla gelen su onu kil yüzeyinden söküp götüremez. Bitki, toprakta depo edilerek hazır durumda bulunan bu besin maddelerinden gereği kadar kullanır.

Dünyadaki canlı, cansız bütün varlıklar sayıları 100 kadar olan elementlerden meydana gelmişlerdir. Elementlerin çoğu tabiatta yalnız olarak bulunmayıp genellikle bir veya daha fazla diger elementle kimyasal bir şekilde birleşmiş halde bulunurlar. Bitki besin maddeleri çoğunlukla kendi aralarında veya diğer elementlerle birleşmişlerdir. Bitkiler besinlerini bu bileşiklerden almaktadırlar.

Bitkilerin beslenmesi için gerekli olan makro elementler karbon, oksijen, hidrojen, azot, fosfor, potas, kalsiyum, magnezyum; mikro elementler ise kükürt, demir, mangan, bor, bakır, çinko, molibden, kobalt ve selenyum’dur.

Makro ve mikro besin maddelerinden kısaca bahsetmek gerekirse;

I. Makro Elementler:

1,2,3. Karbon,oksijen ve hidrojen:

Havanın terkibinde %21 oksijen, %79 azot ve %0.03 karbondioksit mevcuttur. Bitkiler, ihtiyaçları olan karbon ve oksijeni hava içerisinde bulunan karbondioksit gazından alırlar.Bu gaz teneffüs suretiyle hayvanların ciğerlerinden çıktığı gibi kömür, odun ve diğer organik materyalin yanması veya çürümesi sonucu oluşur. Hidrojen ise bitki tarafından topraktan alınan su vasıtasıyla sağlanır. Karbon, oksijen ve hidrojen bitkinin kuru ağırlığını onda dokuzunu teşkil eder.

4. Azot

Azot, fosfor ve potas bitkilerin en fazla ihtiyaç duydukları bitki besin maddeleridir ve genellikle topraklarda yeteri kadar bulunmamaktadır. Azot, toprağın orijini olan kaya’da hemen hemen hiç yoktur. Bitkiler azotu tümüyle havadan temin etmektedir. Havanın azotunu çoğu zaman baklagillerin köklerinde bulunan nodoziteler vasıtasıyla toprağa ilave ederler. Azotun toprakta yeteri kadar bulunmadığı hallerde, azot ihtiyacı azotlu gübrelerden karşılanır.

Toprak’taki azotun kaynağı, organik maddelerdir. Bu nedenle organik maddesi az olan topraklar genellikle azot bakımından fakir olan topraklardır. Toprak organik maddesinin çürüyüp parçalanması sonucu meydana gelen azot, bitkiler tarafından kullanılır. Topraktaki total azot miktarı genellikle %0.05-0.02 arasında değişmektedir.

Bitkiler azotu genellikle amonyak (NH4+) ve nitrat (NO3-) halinde olmak üzere iki şekilde suda erimiş iyonlar halinde alırlar. Bitkilerin kullanabileceği azot topraktaki total azotun %2’si kadardır. Amonyum halinde olan iyonlar nitrat azotuna nispetle toprakta daha iyi tutunurlar ve yağışlarla toprak derinliklerine tıkanmaları daha az olur. Amonyak halindeki iyonlar toprak yüzeyinde tutunmalarına karşılık bilhassa kireci bol olan topraklarda ve sıcakta gaz hakinde uçma tehlikesi vardır.

Azot eksikliği olan topraklarda bitkiler genellikle normal olarak gelişemezler, yapraklar küçük, sarı veya sarımtırak yeşil olur. Alt veya yaşlı yapraklar kuruyarak düşerler. Deneler iyi dolgun olmaz, denede ve yaprakta protein miktarı düşer.

5. Fosfor

Fosfor toprakta organik ve inorganik olmak üzere iki şekilde bulunur. Bitkiler toprak suyunda erimiş olarak bulunan inorganik ortofosfatlardan yararlanırlar. Topraktaki bitki ve hayvan artıklarının terkibinde bulunan organik fosfordan bitkilerin yararlanması için toprak organik maddesinin parçalanması ve çürümesi (mineralizasyonu) gerekmektedir.

Fosforun topraktaki total miktarı genellikle % 0.02 – 0.14 arasında değişmektedir. Derinliği 20 cm olan bir dönün sahada 50 – 350 kg fosfor bulunur. Bitkilerin yararlanabileceği fosfor miktarı ise yaklaşık olarak % 1 – 2’si kadardır. Fosforun bitki terkibindeki miktarı genellikle kuru ağırlığının % 0.2 – 0.8 arasındadır. Fosfor bitkinin tohum ve meyvelerinde, yaprak ve diğer kısımlarına oranla daha fazla bulunur.

Toprakta fosfor yeteri kadar bulunmadığında bitkiler normal büyüyemez, mahsul az ve kalitesiz olur, meyve döker ve hasat gecikir. Özellikle yaşlı yapraklarda mavimtrak yeşil veya ileri safhalarda kırmızıya çalan morumsu bir renk görünür.

6. Potasyum:

Potasyum bitki büyümesi ve çoğalması için önemli bir besin maddesidir. Dünyadaki birçok ülkede ve özellikle yurdumuz topraklarında genellikle yeteri kadar potasyum mevcuttur. Topraklarda %0.3 ile %3 arasında değişen miktarlarda total potasyum vardır. Yani 20 cm derinliğinde, bir dönüm toprakta 750 ile 7500 kg potasyum bulunmaktadır. Genellikle 20 cm derinliğinde, bir dönüm sahada 80 ile 200 kg bitkilere yarayışlı potasyum bulunur. Bu ise her sene ekilecek bitkinin ihtiyacını karşılar durumdadır. Bu nedenle yurdumuzda potasyumlu gübre, toprak analizleri neticesi potasyum eksikliği tespit edilen tarlalarda kullanılmalıdır.

Potasyum bitkinin bilhassa genç yapraklar, kök uçlar ve tomurcuk gibi genç ve çabuk büyüyen kısımlarında bulunur. Bitki içerisinde devamlı olarak hareket eder ve yaşlı kısımlarda fazla bulunduğu zaman genç kısımlara taşınır.

Potasyum mahsulün miktar ve kalitesine etki eder. Hububat saplarının sertleşmesine yardımcı olur. Toprakta fazla miktarda fosfor bulunması durumunda meydana gelecek olan erken olgunlaşmanın normal zamanda olmasını sağlar. Potasyum meyvenin dayanıklılığına, yağ, nişasta ve şeker oranlarının artmasına olumlu etki yapar; renk, tat ve koku gibi özelileri düzenler. Genellikle potasyum eksikliği gösteren bitkinin yaşlı yapraklarının tepe ve kenarlarında kurumalar görülür.

7. Kalsiyum:

Kalsiyum bitkiler ve hayvanlar için en önemli besin maddelerinden biridir. Yapraklarda fazla miktarda kalsiyum vardır ve fosfor ve potasyumun tersine kalsiyum yaşlı yapraklarda gençlere oranla daha çoktur. Kalsiyum hücre bölünmesinde ve tohum çimlenme oranının artmasında büyük rol oynamaktadır.

Yurdumuz topraklarında kalsiyum yeterli oranda mevcuttur. Çünkü topraklarımızın çoğununun ana kayacı kireçlidir.

8. Mağnezyum:

Magnezyum bitki ve hayvanlar için gerekli besin maddesidir. Genellikle toprakta kalsiyumdan daha az bulunur. Yaprağa yeşil rengi veren klorofilin terkibinde bulunur. Yurdumuz toprak’larında bitkilerin ihtiyacına yetecek kadar bulunur.

II. Mikro Elementler:

1. Demir:


Bitki yapraklarındaki yeşil rengi meydana getiren klorofil’in teşekkülünde rol oynar. Tüm topraklarda demir bulunmasına rağmen bunun büyük bir kısmı bitkinin yararlanamayacağı formlarda olduğundan bazı hallerde bitkiler demir noksanlığı belirtileri gösterir. Genellikle genç yapraklarda sararma şeklinde görüldüğü için bu belirtilere “kloroz” denilmektedir. Özellikle kireçli topraklarda daha sık ve yaygın olarak görülür. Çünkü kireç bitkiye yarayışlı durumda bulunan demiri, toprakta bağlar ve yararsız duruma sokar.

2. Çinko:

Çinko da diğer makro ve mikro besin maddeleri gibi bitki ve hayvanlara gerekli olan bir iz element’tir. Topraktaki total çinko miktarı çok az olup %0.0005 ile %0.01 arasında değişir. Demir noksanlığında görüldüğü gibi çinko noksanlığında da yapraklarda sarama görülür ve bitki normal gelişemez.

3. Mangan:

Toprakta demir gibi çok yaygın olarak, fakat daha az miktarda bulunur. Toprakta total mangan miktarı %0.001 ile %1.2 arasında değişir. Mangan eksikliğinde bitki normal gelişemez, tohum yapamaz ve yapraklarında sararma görülür.

III. Diğer Elementler:

Bakır, Molibden, Kobalt, Bor, Selenyum v.b gibi diğer mikro besin maddeleri de bitkiler tarafından çok az miktarlarda kullanılır. Bu gün için yurdumuzda bu iz element’lerin noksanlıklarına rastlanmamıştır.
En son tarimsal tarafından Sal Ara 13, 2011 5:05 pm tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.


Cevapla

“Organik Tarım” sayfasına dön