1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Ülkemizdeki Topraksız Kültürün Durumu, Sorunları Ve Çözüm Önerileri

Gönderilme zamanı: Pzr May 31, 2015 3:35 pm
gönderen tarimsal
ÜLKEMİZDEKİ TOPRAKSIZ KÜLTÜRÜN DURUMU, SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLE
1.GİRİŞ
Ülkemizde topraksız kültürün önemi gittikçe artmakta ve sürekli yeni yatırımlar yapılmaktadır. Bu nedenle, topraksız kültür konusunda ülkemizdeki durumu açıklayıp, yeni yatırıcımlara yol göstermek ve topraksız tarımla uğraşanlara sorunlar ve çözümleri konusunda bilgi vermek amacıyla bu makale hazırlanmıştır.
2.TOPRAKSIZ TARIMIN ESASLARI
Topraksız veya hidroponik kültür, bitkilerin topraksız ortamlarda besin çözeltisiyle yetiştirilmesidir.
Esas olarak İki şekilde yapılır:
İlk şekil olan kapalı (besin çözeltisi döngülü) sistemde, kök ortamı, sürekli döngü yapan besin çözeltisi veya katı ortam olabilir. Fakat çözeltinin sürekli döngü yapması, pH, EC ve besin element seviyesinin ayarlanması ve bitki tarafından kullanılan miktarın katılıp, en az üç ay kullanıldıktan sonra atılması gerekir. Kök ortamının çözelti olduğu sisteme örnek olarak besin filmi tekniği (BFT) verilebilir. BFT’ de bitkiler sürekli döngü yapan çok sığ (1-9mm) olan çözelti içinde plastik kanallarda yetiştirilir. Katı ortamlarda kapalı sistem, ortamlar özel kanallar içine konarak uygulanır.
İkinci şekil olan katı ortamların kullanıldığı açık (besin çözeltisi döngüsüz) sistemde ise kökler inorganik veya organik çeşitli ortamlar (perlit, kayayünü, zeolit, tüf, ponzataşı, kum, çakıl, cibre, pirinç kavuzu ve cocopeat) tarafından desteklendiği gibi fazla çözelti de dışarı atılır. Açık sistemlerden torba dibinde yerden 3-4 cm yukardan drenaj yarıkları açılıp, torba dibinde besin çözeltisi havuzu oluşturulmaya uygun ortamlar (perlit, zeolit, volkanik tüf, ponza taşı, cibre ve pirinç kavuzu) homojen çözelti alımı, kışın günde 1-2, yazın ise günde 3-4 defa çözelti uygulaması gerektirdiğinden su, gübre, enerji tasarrufu sağlar, çevre kirliliğini azaltır. Havuzsuz uygulanan kayayünü ve cocopeatte günde 15-24 kere çözelti verilir ki, bu da su,gübre ve enerji maliyetini havuzlu sistemlerin iki katına çıkarır ve çevre kirliliğini artırır.
Topraksız tarımın en temel gereksinimleri ise şöyledir:
a) Sermaye, bilgi ve çalışma: Topraksız kültür modern, ısıtılan ve bilgisayarlı seralarda yüksek gelir getiren bitkilerin yetiştirilmesi için yapılırsa en karlıdır. Bunun için de gerekli sermaye olmalıdır. Bu tip seralarda yapılan yetiştiricilik en masraflı ve en karlı yetiştiriciliktir. 
İdeal genel müdür : Ziraat fakültesi bahçe bitkileri mezunu, mesleğini seven, sera tarımı, bitki fizyolojisi, kimya, bitki koruma, bitki besleme, fizyolojik bozukluklar konusunda bilgili ve besin çözeltisinin hesaplanması, hazırlanması ve ayarlanmasını yapabilen, teknik sistem konusunda bilgili, araştıran ve sorgulayan bir kişi olmalıdır. Üniversite, tarımsal araştırma enstitüsü ve tarım il müdürlüğü ile eşgüdüm içinde çalışan, yeniliklere açık ve iyi bir iş adamı özelliği taşımalıdır. Topraksız kültür hata kabul etmeyen bir tekniktir. Toprak hataları örter fakat topraksız kültür hataları affetmeyip, yapanın yüzüne vurur. Gece gündüz sürekli kontrol ve yoğun çalışma gerektirir.
b) Sıcaklık: Bir bitkinin bir bölgede yetiştirilmesi için gereken en önemli faktör sıcaklıktır. 
Topraksız kültür serada yapılırsa en karlı olup, bir bölgede iki tip seracılık yapılabilir:
Birincisi gerçek seracılık: Serada gece sıcaklığı minimum 13-15°C, gündüz sıcaklığı maksimum 27°C, kök sıcaklığı ise minimum 16°C olmalıdır. Bu seranın ülkemizde kurulabileceği yerler denizi gören, deniz seviyesine yakın ve kış ayları sıcaklık ortalaması 5 dereceden yukarı olan bölgelerdir. 
Kara ikliminin hakim olduğu bölgelerde ise jeotermal enerji, fabrika bacalarından çıkan atık enerji, şehir çöplüklerinden sağlanan biyogaz veya rüzgar santrallarından sağlanan enerji sera ısıtmasında kullanılırsa karlı olur. Yakıt için para ödeniyorsa sahil kesimleriyle rekabet edilemez. Gerçek seracılıkta uygulanan topraksız kültür en çok gelir getirir.
İkinci tip olan turfanda seracılığı: Bu soğuk seracılık olup, ısıtma yoktur sadece güneş enerjisinden ve soğuktan korunma tedbirlerinden faydalanılır. Bu seracılık açıktakinden bir ay önce ürün hasadını sağladığı gibi sezon sonunda da açıktakinden bir ay sonraya kadar da ürünün sürmesine imkan verdiğinden açıktakine göre daha fazla verim ve kalitede ürün ve kar sağlar. Fakat gerçek seracılıkla rekabet edemez. Aynı şekilde soğuk seralarda yapılan topraksız kültür de karlı olsa bile gerçek gerçek seracılık yoluyla yapılanla rekabet edemez.
Hidroponik kültürde kök sıcaklığının kolayca kontrol edilebilmesi bir avantajdır.Düşük kök sıcaklığında kökler kalın,daha kısa ve az dallı olup, su ve besin alımı daha yavaş ve az, köklerin hastalıklara yakalanma olasılığı ise daha fazladır. Kök sıcaklığının 15 dereceden az olduğu ortamlarda Ca, Fe ve P alımı azalıp, gelişmeyi engelleyebilir. 
Domateste 13 dereceden daha düşük kök sıcaklığı, kök dokularının zarar görmesine ve kök çürüklüğü hastalığına yol açar. Genç domates fidelerinde ise kotiledon yapraklarının altında kırmızımsı-mor renklenme olur. Bunun nedeni düşük kök sıcaklığının bitkinin P alımını azaltmasıdır. 
BFT’ de köklerin 25 dereceye kadar ısıtılması domateste vejetatif gelişmeyi artırıp, erkenci verimi azaltmasına rağmen, toplam verimi %5 artırmıştır. Buna göre sera sebzelerinin kök sıcaklığının 15 dereceden aşağı düşürülmemesi gerekir. Kök sıcaklığının 15-25 dereceleri arasında olması uygundur. 
Perlit torba kültüründe, bu içinden ısıtma boruları geçen polisitren (beyaz köpük) levhalar üzerine torbaların oturtulmasıyla sağlanır. 
c) Kaliteli ve temiz bir su: Suyun kullanımından önce mutlaka şu analizlerin yapılması gerekir. pH, iletkenlik (EC), bikarbonat seviyesi, ana ve iz element miktarları, sodyum, klor ve sülfat. 
Eğer analizler kalitesiz bir su olduğunu belirtirse, suyun iyileştirmesi için gerekli uygulamaların yapılması (reserve osmosis ile kirli suyun arıtılması), yağmur suyu ile karıştırılması, açık sistemlerde daha fazla çözeltinin drenajla dışa verilmesi gerekebilir.
Sulama suyu sınıflaması 
EC (mikromhos veya mikrosiemens/cm) Toplam katı maddenin %’si olarak Na B (mg/L)
Çok iyi → 0-250 0-20 0.00-0.33
İyi → 250-750 20-40 0.33-0.67
Orta → 750-2000 40-60 0.67-1.00
Kötü → 2000-3000 60-80 1.00-1.25
Çok kötü → 3000’den fazla 80’den fazla 1.25’den fazla
Ayrıca sulama suyunda bulunan maddelerin (mg/L) olarak seviyeleri şu değerlerden daha az olmalıdır: 
100 Ca, 50 Na, 25 Mg, 70 Cl, 250 SO4, 0.75 B, 0.2 Cu, 5 Fe, 0.2 Mn, 2 Zn, 0.01 Mo, 5 NH4 ve NO3- N ve 480 toplam suda erir katı madde.
Suda bulunması istenen en uygun HCO3 seviyesi seviyesi ise 60 mg/L olup, ani pH düşmelerine karşı bir emniyet sağlar. HCO3 seviyesinin 210’dan fazla olması pek tercih edilmez.
Kaliteli su yoksa yağmur sularının depolanması sağlanarak topraksız kültür yapılabilir. 
d) Karbondioksit: Seradaki karbondiksit seviyesinin 1000 vpm’ ye çıkarılması meyve sayısını %25, meyve iriliğini ise %10 artırıp, meyvelerin 9 gün erken olgunlaşmasını sağlar. Verimdeki artış ortalama %50 kadardır. Bu nedenle topraksız kültür seralarında uygulanması zorunludur.
e) Işık: Işık şiddeti 4.3luks olduğunda fotosentez çok azdır. Işık şiddeti 300 luks’ den düşükse bitki yetiştirilmesine uygun değildir. Evde oturma odasında gündüz 100-100000 luks, gece ise 50-100luks bir ışık şiddeti vardır. Okuma için 200-300luks, çalışma masası için ise 400-500 luks kadar ışık yeterlidir. 
Bitkilerin yaşamını sürdürebildiği fakat gelişemediği (fotosentezin solunuma eşit olduğu) ışık şiddeti, doğada tropik ormanlardaki ağaç altlarında yaşayan ve iç mekanlarda da kullandığımız gölge seven yapraklı bitkilerde, örneğin Ficus benjamina ve Dracaena marginata’ da 1100-1600 luks olup, çiçekli bitkilerden kasımpatı için olan 4000 luks’ dan çok daha düşüktür. Gölge seven yapraklı bitkilerin iyi gelişmesi için 1000-4000 luks ışığı 16saat/gün alması yeterli olup, bunların saturasyon (doyma) noktası (daha fazla ışıkla fotosentezin artmadığı seviye) 5000 luks’tür. Domates ve gül gibi ışık seven bitki grubuna giren ticari sera bitkilerinin saturasyon noktası ise 87500 luks kadardır.
Işık şiddetinin sıfırdan 22000 luks’ e çıkarılması fotosentezi %66’ ı; 22000’ den 43000 luks’ e çıkarılması %26; 43000’ den 65000 luks’ e çıkarılması ise sadece %8 artırır. Yazın açıkta en fazla 108000 luks, kışın açıkta ise en yüksek 54000 luks ışık şiddeti vardır. Kışın bulutlu günde açıkta ortalama ışık şiddeti 5000-20000 luks arasında olup, Aralık ayında 5000 luks’ a kadar düşer. Serada Aralık ayında bulutlu bir günde en çok 9700 luks, güneşli bir günde ise en çok 22000 luks ışık şiddeti bulunur. Serada Haziranda ise bulutlu günde en yüksek 22000 luks, güneşli günde ise en çok 50000 luks ışık şiddeti ölçülmüştür. 
Genelde birçok bitki, olgunluğa ulaşabilmek için en az 8600 -11000 luks ışık şiddetine ihtiyaç duyar. Işık şiddeti 5400-11000 luks’ e düşerse bitkide büyüme ve çiçeklenme azalır. Işık şiddeti 11000-22000 luks olduğunda sera sıcaklığı 18 dereceden aşağıya düşürülüp, 15-17 derecede tutulursa ürün gecikse bile bitki kalitesi iyidir. 
Düşük ışıkta 24 dereceden yüksek sıcaklıklar ise bitkide hızlı büyümeyi karşılayacak yeterli fotosentez ürünü olmadığından zayıf gelişme, kalitesiz çiçek ve meyve oluşumuna neden olur.Ticari olarak sera bitkilerinde iyi gelişmeyi sağlayan ışık şiddeti 22000-43000 luks olup,çiçeklenmeyi de olumlu etkiler. Serada ışık şiddeti 43000-65000 luks olursa çiçek sayısı,kök gelişmesi ve verim artsa bile serada oluşan yüksek sıcaklık üründe kaliteyi düşürür.
Açıkta seradakinden daha yüksek ışık şiddetinin olması bitkinin yararınadır çünkü açıkta bitki sıcaklığı, hava hareketi, düşük oransal nem ve radyasyonla ısı kaybı nedeniyle daha düşüktür. Birçok bitki türü, açıkta seradakinden daha iyi bir gelişme gösterir. Bunun nedeni, açıktaki 65000-108000 luks ışık şiddeti ve seradakinden daha düşük bitki sıcaklığıdır.
Domateste ışık şiddetinin, tohum ekiminden sonra, fide çıkışı ve kotiledonların geliştiği dönemde 11000-16000 luks; fidede gerçek yaprakların görülüp geliştiği dönemde 11000-27000 luks; açıkta yetiştirmede gelişmiş bitki ve verim döneminde ise 43000-54000 luks arasında olması idealdir. Görüldüğü gibi domatesin en düşük ışık isteği fide döneminde olup, 11000 luks’ tür. En düşük ışık isteği, salata ve marulda 5000 luks, hıyarda ise 15000 luks kadardır.
Serada ek ışıklandırmanın yapılması enerji maliyeti nedeniyle sadece 50 enlemden yukarı kuzey Avrupa ülkelerinde önerilmektedir. Buna rağmen İngiltere’de bile sadece fide üretiminde ışıklandırma yapılmakta dikimden sonra maliyet nedeniyle tüm sera ışıklandırılmamaktadır.Ülkemiz 36-42 enlemlerinde olduğundan seracılıkta ışıklanma yönünden kuzey Avrupa ülkelerinden çok daha iyi bir doğal potansiyele sahiptir. Ülkemizde serada ışıklandırma sistemi kurmaya maliyet nedeniyle gerek yoktur.
f) Kullanılacak sistemin seçimi: BFT ilk tesis maliyeti en yüksek olmasına rağmen yıllık işletme maliyeti açık sistem olan kayayününe göre daha düşüktür. Çünkü her yıl kayayünün yenilenmesi yapılırsa maliyet artar. Beş yıl sonunda da kayayününden daha avantajlı duruma gelir. Yetiştirici ithal ürünlerden çok yerel ürünleri tercih etmeli ve maliyeti düşürmelidir. Örneğin ithal kayayünü yerine yerel perlit, zeolit, volkanik tüf ve ponza taşı, ithal cocopeat yerine yerel cibre ve pirinç kavuzu yeğlenmelidir. Havuzsuz açık sistemlerin uygulandığı kayayünü ve cocopeatte günde 25 defaya çıkan çözelti verilerek, besin çözeltisinin %10-40’ ı sürekli dışarı atıldığından, çevre kirliliği ve maliyet artar. Havuzlu perlit sisteminde ise günde en fazla 4 defa çözelti verildiğinden su, gübre ve enerji maliyeti havuzsuzların %50’ si olup, çevre kirliliği de daha azdır.
g) Besin çözeltisinde besin element, pH ve EC seviyelerinin ayarlanması: Kışın ışık şiddeti az olduğundan, sezon başı, aşırı vejetatif gelişme (örneğin domateste azma) görülebilir. Bu tip bitkilerde sardırma ve askıya alma zorlaşır. Çiçeklerde meyve tutumu azalır. Bu durum,kaya yününde su alımını azaltmak için çözelti EC’ sinin yükseltilmesi veya BFT için aralıklı besin döngüsü yapılması yoluyla engellenebilir. 
Çözelti EC’ si 3 mS/cm’ den NaCl katılarak 5-10 ms/cm’ye çıkarılır ve bu tomurcuk görünümünden dördüncü salkımda çiçek açımına veya ilk hasada kadar sürdürülüp, kademeli olarak tekrar 3 mS/cm’ ye çekilir. Perlitte ise yüksek tuzluluk yerine çözeltideki azot seviyesi 30-125 ppm, potasyum seviyesi 300 ppm‘ de ve EC’ si de 1- 1.5 mS/cm’ de tutulup, dördüncü salkım çiçek açana kadar sürdürülür ve azot 215 ppm’ e, EC’ de 2-2.5’ a çıkarılır. 
İlk çözelti aşırı vejetatif gelişmeyi önleyip, meyve kalitesini artırır. Sonraki çözelti yüksek N ve K içerdiğinden vejetatif gelişmeyi artırıp, artanı azaltıp meyvede çiçek burnu çürüklüğünü artırdığından istenmez. Martdan itibaren toplam N’Un %5’i kadar NH4-N’u kullanılabilir.
BFT’ de domates için optimum EC 3-4 mS/cm olarak belirlenmesine rağmen yazın terlemenin artması nedeniyle 4-4.5’dan yukarı seviyeler zararlı olacağından EC 3’ e düşürülmelidir. Perlitte ise, torbadaki tuzluluğun 3 ms/cm’ yi aşmaması gerektiğinden, yazın 1.5, kışın ise 2’ yi aşmayan çözeltiler yeğlenmeli, EC’yi düşürmek için ise yalnızca su yerine 1 EC’den daha düşük çözeltiler verilmelidir.
Bitkilere verilen çözeltinin pH’ı 5-5.5 olmalı, torbadaki pH ise 5-6.5 arasında tutulmalıdır. Çözelti pH’ ı, besin elementlerinin çözünebilirliğinin yanında alınma hızlarını da etkiler. pH 4’ ün altına düşerse bitki hücre zarları geçirgen hale gelip tahrip olduğundan bitkiler ölür. Torbadaki pH’ ın 6.5’ dan fazla olması Ca, P ve Mn’ ın çökelmesine, pH’ ın 4-5 arasında olması ise Mn dışında tüm elementlerin alımının azalmasına yol açar.
pH’ın düşürülmesi için HNO3, yükseltilmesi için ise KHCO3 kullanılmalıdır. 
h) Oksijen: BFT’ de oksijen noksanlığı ,kötü havalanma,çözeltinin yavaş akması,kanalların çok uzun olması ,çözelti sıcaklığının yüksekliği ve çabuk üreyen yosun ve mikroorganizmaların oluşmasıyla görülür. Köklerin oksijen ve asit gereksinimi, kök solunumuna bağlı olup, besin çözeltisinin sıcaklığıyla da ilgilidir. Çözeltideki oksijen, günün en aydınlık döneminde minimuma düşer fakat pH’ ı sabit tutmak için gereken asit miktarı ise solar radyasyona bağlı olarak artar. Hıyarda çözelti sıcaklığının 30 derecenin üzerine çıkması, oksijenin çözeltideki çözünürlüğünü azaltmasının yanında solunum hızını da artırdığından, bitki gelişmesini sınırlandırıcı bir faktör olmuştur. Ortamda yaralı ve ölü köklerin bulunması, mikroorganizma popülasyonunu artırdığından kökler için daha az oksijen kalmasına yol açar. Çözelti sıcaklığının yükselmesi, mikroorganizmaların metabolizmasını artırdığından oksijen gereksinimlerini de yükseltir.
Çözeltide yosun oluşumu, yosun tabakasının çözelti ve hava arasındaki gaz değişimini azaltması ve yosunların oksijen ve besin tüketmesi nedeniyle istenmez. Yosunlar fotosentez yaptıklarından karanlıkta gelişemezler. Bu nedenle, perlitin üst yüzeyindeki yosun oluşumunu önlemek için en iyi yol, ışığın gelmesini engellemektir. Bu torbanın üst yüzeyini, bitki gövdesi çevresinde sulama ve havalanma için küçük bir delik kalacak şekilde, torbanın uc kısımlarıyla veya siyah bir naylon parçasıyla yaka şeklinde kapatarak sağlanır.
BFT’ de görülen oksijen noksanlıklarının, perlitte görülme olasılığı daha azdır. Perlitte,bitki kökleri, sürekli alınabilir çözeltinin yanında, çok iyi bir havalanmaya da sahiptirler. Havuzlu sistemde, torbanın dibindeki besin havuzunun üstünde bulunan perlit tabakası, hacim olarak %50’den fazla hava içermekte olup, bu mevcut hidroponik ortamlar arasında en yüksektir.
3. HİDROPONİK KÜLTÜRÜN TARIMA KAZANDIRDIĞI YENİLİKLER,AVANTAJ VE SAKINCALARI
Hidropnik kültür, insanın doğayı kontrolünü sağlamıştır. Toprakta yapılan yeiştiricilikte toprağın sterilize edilmesi, organik gübre ve besin elementleriyle zenginleştirilmesi, yıkanması ve işlenmesi çok iyi yapılsa bile toprağın kontrolü tam yapılamaz. Organik gübrenin minerelizasyonu sıcaklık ve neme göre değişir. Sterilizasyon sadece 30 cm derinliğe kadar yapıldığından hastalık ve zararlı problemi tekrar oluşabilir. Toprak yorgunluğu ve tuzluluk sorunları yetiştiriciliği engelleyebilir. Topraksız kültürde yetiştirici tüm bunları kendi kontrolüne alır. Hata yapmazsa domates serasını domates fabrikası gibi çalıştırabilir.
Olumlu yanları:
  1. Bitki beslemenin kontrolü
  2. İşgücünün azalması
  3. Kolay ve homojen bir sulama yapılabilmesi
  4. Sterilizasyonun kolaylığı
  5. Verim ve kalitenin artması
  6. Toprağın uygun olmadığı yerlerde yetiştiricilik sağlaması
  7. Kapalı sistemlerle su tasarrufu sağlaması
Olumsuz yanları:
  1. Maliyet artışı
  2. Fazla teknik bilgi ve modern sera gerektirmesi
  3. Kayayünü ve cocopeat gibi havuzsuz açık sistemlerin aşırı çevre kirliliği yaratması, havuzlu perlit sisteminin ise onlardan daha düşük fakat BFT’ den daha yüksek çevre kirliliğine yol açması 
  4. Kapalı sistemlerde kök hastalığı oluşursa kolayca yayılması
  5. Toprağın tamponluk kapasitesi (pH ve besin element değişimlerine karşı koyma gücü) yüksek olmasına rağmen topraksız kültürde bunun çok düşük olması nedeniyle pH ve besin element seviyelerinde yapılan hataların ürüne hemen zarar vermesi
  6. Motopomp bozukluğu veya elektrik kesilmesi nedeniyle özellikle BFT’ de bitkilerin hemen zarar görmesi
  7. Çözelti tuzluluğu aşırı yükselirse verim ve kalitenin azalması
  8. Toprağa göre daha fazla fizyolojik bozukluk, özellikle ÇBÇ ve Mg noksanlığı görülmesi
  9. Çözeltinin kışın 18 derecede tutulmasının gerekmesi
  10. BFT’ de çözeltideki oksijen azalmasının kökleri öldürmesi, kanaldan buharlaşan suyun tuz birikimi ve kök boğazı yanıklığı yapması, domates için uygun olmasına rağmen daha fazla kök havalanması isteyen hıyar için elverişli olmaması
  11. Hıyar köklerinin domates köklerinden daha fazla havalanma istemesinden dolayı, kayayününün ilk yıl hıyar için kullanımından sonra, kayayününde oluşan çökme ve kök parçaları sebebiyle ortamdaki havalanmanın azalmasıyla sonraki iki yıl sadece domates için kullanılmasıyla toplam en fazla 3 yıl ömrü olduğundan, havalanması çok iyi olan ve en az 5-6 yıl kullanılabilen perlite göre daha fazla çevre kirliliği yapması.
  12. Kayayünü atıklarının toprakla karıştırılmasının güçlüğü nedeniyele toprağa kolayca karıştırılan ve toprağın yapısını düzelten perlit ve diğer organik ortamlara göre daha fazla çevre kirliliği yaratması
  13. İthal kayayünü ve cocopeat gibi ortamların yerel perlit, zeolit, volkanik tüf, ponza taşı, cibre ve prinç kavuzuna göre çok daha pahalı olması
4. ÜLKEMİZDEKİ GELİŞİMİ, BİLİNÇ, BİLGİ VE TEKNOLOJİK ALT YAPI DURUMU
Ülkemizde 1960’ da topraksız tarım konusunda ilk çalışmaları başlatan hocam Prof. Dr. Ayten Sevgican olmuş, 1995’ de Antalya’ nın Serik ilçesinde Agroser şirketiyle ilk tesis kurulmuş ve bugün 5000 dekara ulaşmıştır. Sera topraklarınındaki hastalık, zararlı ve toprak yorgunluğunun önlenememesi ve nüfus artışı nedeniyle bu alan daha da artacaktır.
Bilinç, bilgi ve teknolojik alt yapı eksikliği vardır. En basit örnek tüm dünyada perlit torba kültürü havuzlu olarak uygulanmasına ve bu konu benim 1991’ de yazdığım kitap ve broşürde belirtilmesine, tüm yerli ve yabancı kaynaklarda açıklanmasına rağmen hala havuzsuz kayayünü sistemiyle yapılmaktadır. Bu da danışmanların ve yetiştiricilerin işi tekniğine göre yapmadığını göstermektedir. Topraksız kültür şirketleri, üniversiteler, tarımsal araştırma enstitüleri ve tarım il müdürlükleri arasında daha iyi bir eşgüdüm olmalıdır. 
Topraksız tarım şirketleri, yabancı veya yerli danışmanlar ne derse inanıp yapma yerine, üniversite, tarımsal araştırma enstitüleri ve tarım il müdürlüklerine de danışıp alternatif fikirler almalıdır. Bu özellikle seçilecek kök ortamı ve uygulanacak sistem konusundaki hataları en aza indirip kar oranını artırır. Topraksız tarım şirketlerinde AR-GE bölümleri yoktur. Bu da yeni ortamları ve yetiştirme tekniklerinin bulunmasını ve denenmesini engellemekte, sadece danışmanların güdümünde tek düze bir yetiştiriciliğe yol açmaktadır. Daha ucuz ve kaliteli ortamlar ve tekniklerin kullanımını engellemektedir. Topraksız tarım şirketleri, üniversite öğretim elemanları ve öğrencilerinin,tarımsal araştırma enstitüleri ve tarım il müdürlüğü ziraat mühendislerinin ziyaretine açık olmalı, tüm kurumlar eşgüdüm içinde çalışmalıdır. Bu şekilde bilgi paylaşımı artarak hatalar en aza indirilir. Fakat ülkemizde kurumlar arası eşgüdüm yoktur. Buna en basit örnek topraksız kültür ile hazırladığımız bir anketi tüm topraksız kültür şirketlerine ve ilgili araştırma enstitüsüne göndermemize rağmen sadece bir şirketten yanıt alabilmemizdir. Topraksız tarım şirketlerinin çoğu kapalı kutu gibidir.
Seralar ve sera bilgisayar sistemleri genellikle yabancı şirketler tarafından kurulmakta, teknik ve bilgisayar sistemindeki arızalar nedeniyle yurtdışından teknisyen getirilmekte, çözelti analizlerinin bir kısmı bile yurtdışına gönderilmektedir. Bu konularda yerli şirketlerin ön plana çıkması gerekir. Ülkemizde en çok yerel perlit kullanılmakta, bunu ithal ürünler (cocopeat ve kayayünü) izlemektedir. Yerel ürünler varken ithal cocopeat ve kayayünü kullanımına gerek yoktur. Yerel zeolit, volkanik tüf, ponza taşı ve cibrenin perlit gibi daha çok satılması için 3-4 bitkinin dikilebileceği yastık şeklinde 30-40 L’ lik perlit torbalarında olduğu gibi kullanıma hazır torbalar halinde satılması gerekir. Perlit torba kültüründe bir bitki için gereken en düşük ortam hacmi 4 L olmasına ve verim yönünden bitki başına 4,6,8 ve 10 L’ lik ortamlar arasında önemli bir fark bulunmamasına rağmen küçük hacimler çözelti uygulamasının çok iyi yapılmasını ve sulama sisteminin hatasız çalışmasını gerektirdiğinden pratik zorluklar çıkarır. 
Özellikle elektrik kesilmesi ve sulama sistemindeki arızalar nedeniyle çözelti verilemeyince küçük hacimde çözelti çabuk biteceğinden sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, bitki başına 8 -10 L perlit düşmesi daha iyidir. Ülkemizde genelde 25L’ lik torbalara 4 bitki dikilmekte ve 6.25L perlit/bitki düşmektedir. Bu torbalara 3 bitki dikilirse, 8.3 L perlit/bitki düşer ki, bu daha uygundur. Perlit şirketlerinin de içi siyah dışı beyaz renkli, yırtılmaya dayanıklı, süper iri (1-5mm tanecikli) perlit içeren, yastık şeklindeki 0.125 mm kalınlığında politenden yapılan torbaların üretimine ağırlık vermeleri ve sattıkları şirketlere açık sistem havuzlu perlit tekniği ve kapalı sistem perlit yöntemi konusunda danışmanlık yapmaları pazar paylarını daha da artıracaktır. Hazırladıkları yastık şeklindeki torbalar, çözeltiyi sadece drenaj yarıklarından dışa verecek şekilde yapılmalıdır. Piyasada satılan bazı torbaların açık ucu sadece dikişle kapatılmıştır ki, bu çözeltiyi sızdırabileceğinden uygun değildir. 
Örnek torba ebatları (cm) olarak uzunluk, genişlik, yükseklik (hacim); 68x37x8(20L); 105x35x11(40L); 100x30x10 (30L) olup, her torbaya 10 L perlit/bitki düşecek şekilde dikim yapılabilir. Perlit şirketlerinin yetiştiricilere sürekli en iyi kalitede perlit satmaları da güvenilirliklerini üst seviyeye çıkarır. 
Ülkemizde “bir işe başlamak, girişmek veya atanmak için o işten anlamamak gerekir” görüşü hakimdir. Yılmaz Özdil’ in gazetedeki köşe yazısında yazdığı “Türkiye’de ekonomik sebepler yüzünden başına felaket gelen girişimci tiplerine tek tek bakın... İddiayla söylüyorum, yüzde 99.9’ u işinden başka işlerle iş tutmaya kalktığı içindir” ifadesi doğrudur. Ülkemizde girişimcilerin çoğu kendi mesleklerinin dışında olan anlamadıkları yatırım alanlarına yönelmekte ve kısa sürede iflas etmektedirler. İdeal olarak topraksız tarım şirketlerinin genel müdürlerinin Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünden mezun Ziraat Mühendisleri olması gerekirken genelde genel müdürler topraksız kültürden anlamayan, üniversitelerin farklı fakültelerinden mezun olmuş farklı mesleklerdeki kişilerdir. Bu da genel müdürlerin doğru karar vermesini engellemekte sadece danışmanların güdümünde hatalı uygulamalar yapmasına neden olmaktadır. Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü mezunu bir genel müdür, ideal yetiştirme ortamı, yetiştirme tekniği, hastalık zararlı ve fizyolojik bozukluklar konusunda doğru kararlar alabilir.
5. TOPRAKSIZ TARIMDA VERİMLİ, KALİTELİ VE KARLI BİR ÜRETİM İÇİN GEREKSİNİMLER
Topraksız kültür mucize bir üretim şekli değildir.Modern seralardaki ideal topraktakine eşdeğer veya ondan %5-10 daha fazla verim alınabilir. Örneğin topraksız kültürde İngiltere’de 7-8 ay hasat süresinde alınan domates ürünü 40-50 ton/da’ dır. Bu ürünün Antalya’daki gibi 5-6 aylık hasat süresinde alınan miktarı 30-35 ton/da olup Antalya’dakine eşittir. Topraksız kültürün topraktakinin 2-3 katı verim vermesi gibi bir durum, doğru dürüst ısıtılmayan, ideal toprağı olmayan ve ideal bakılmayan seralardan alınan 15 ton/da ürünle karşılaştırıldığında söz konusudur. 
Topraksız kültürden anlamayan yeni girişimcilere 40-90 ton/da ürün alacağı, üretimin çok kolay olduğu, hemen kara geçilebileceği söylenip, büyük yatırımlar yaptırılmakta, istenilen sonuç alınamayınca da hüsrana uğranılmaktadır. Önceki bölümde belirttiğim gibi, ülkemiz uzmanı olmadığı karlı bir işi yapıp, kısa sürede köşeyi dönmeye çalışarak iflas etmiş girişimcilerle doludur. Topraksız kültürden anlamayıp karlı olacağı için yatırım yapmak isteyen girişimci, bu işin uzmanı bir bahçe bitkileri mezunu ziraat mühendisi bulup, onu genel müdür yaparak herşeyi ve karar vermeyi ona bırakmalıdır.
Dünya perlit rezervi 7 milyar ton olup bunun 4.5 milyar tonu ülkemizdedir. Ülkemizde kayayünü ve cocopeat üretilmemektedir. Ülkemiz ve yetiştiricilerimiz için en uygun inorganik ortam perlittir. Yetiştiriciler ithal ürünler yerine yerel perlit, zeolit, volkanik tüf, ponza taşı, cibre ve prinç kavuzunda üretim yaparak daha yüksek verim ve kalitede ürünü, daha düşük maliyetle sağlayarak, daha çok kar elde edebilirler. Örneğin, 2009 fiyatlarına göre metreküp olarak, cibre 12 TL, torf 350 TL, cocopeat 250 TL, perlit 125 TL, zeolit 150 TL ve kayayünü de 500 TL civarındadır. Buna göre cibrenin fiyatının 29 katı torfun, 21 katı cocopeatin,10 katı perlitin, 12 katı zeolitin ve 42 katı da kayayününün fiyatıdır. Bu durumda ülkemiz ve yetiştiricilerimiz için en ucuz ve en kolay bulunabilen, çevre kirliliği yaratmadan sürdürebilir bir ortam, cibrenin kök ortamı olarak kullanımıyla sağlanabilir. Farklı ortamlardan alınan dekara verim benzer olduğundan en uygun ortam en ucuz ortamdır. 
Bazı firmalar pazarladıkları organik gübreleri, hidroponik kültür için de kullanılabileceğini söyleyerek satmaya çalışmaktadırlar. Hidroponik kültürde organik ürünlerin şelatlı iz elementler dışında kullanımından sakınılmalıdır. Organik maddeler çözeltide mikroorganizmalar için uygun bir ortam oluşturur. Önceki oksijenle ilgili bölümde de belirtildiği gibi, yosunlaşma artar, alınabilir oksijen azalır. Damla sulama sistemi tıkanır. Mikroorganizma ve yosunlar, çözeltideki alınabilir oksijen için, köklerle sürekli bir rekabet içinde bulunurlar. Hidroponik kültürde, iyi bir havalanma, başarının anahtarıdır. Ayrıca hidroponik organik sistem, organik sertifika da alamaz. Hobi olarak yapılabilirse de ticari hidroponik sistemde organik gübrelerin yeri yoktur.
Ülkemizde nüfusun yarısı tarım sektöründe çalışmasına ve sanayileşmesini sürdüren bir tarım ülkesi olmamıza rağmen yetersiz saksılı süs bitkileri üretimi nedeniyle Atatürk çiçeği, orkide, açelya, ortanca ve Afrika menekşesi gibi birçok tür Hollanda’dan ithal edilmektedir. Bunların da perlitte çoğaltılıp, torf ve cibre doldurulmuş saksılarda topraksız yetitirilmeleri mümkündür. Ayrıca ihraç ettiğimiz kesme çiçek türleri de topraksız kültürle yetiştirilebilir.
Son günlerde en şaşırtıcı olan, iceberg (atom salata) tipi kıvırcık baş salata çeşitlerinin İspanya’ dan ithal edilerek Migros’ ta 5TL/adet olarak satılmasıdır. Ülkemizde üreticiden 0.5-0.7 TL/adet olarak satın alınan bir ürünün 7-10 katı bir fiyatla satılır duruma gelmesi ve yetersiz üretim nedeniyle ithal edimesi ilginçtir. Kıvırcık baş salatalar da serada topraksız kültür yöntemiyle garantili bir şekilde yetiştirilerek üretimdeki açık kapatılabilir. Bu yetiştiricelere alternatif bir ürünle daha fazla kar imkanı sağlar.
6.TOPRAKSIZ TARIMA UYGUN OLMAYAN KOŞULLAR
Su ve elektrik olmayan yerler, kara iklimine sahip gerçek seracılık için elverişsiz bölgeler, topraksız tarım için uygun değildir.Bu bölgelerde yapılsa bile gerçek seracılığın yapıldığı bölgelerle rekabet edilemez. Kara iklimi olan yerlerde örneğin Edirne ve Çorlu’da Jeotermal enerji gibi ucuz enerji kaynakları (biyogaz, rüzgar ve fabrikalardan çıkan atık enerji)) bulunursa gerçek seracılık mümkündür. Kara iklimi olan bu yerlerde kömürle ısıtılarak gerçek seracılık yapılamaz.
7.TOPRAKSIZ KÜLTÜR VE YETİŞTİRİLEN ÜRÜNLERİNİN İNSAN SAĞLIĞINA VE ÇEVREYE ETKİLERİ
Yetiştirilen ürünlerin insan sağlığı yönünden olumlu etkileri vardır.Bu ürünler toprak kaynaklı hastalık ve zararlı içermezler ve lezzet açısından da organik ürünlerle aynı değerdedirler. Hatta bunlarda vitamin ve mineral içerikleri,besin çözeltisinin istenen şekilde ayarlanması nedeniyle, organik ürünlerden daha yüksektir. Ayrıca çözeltideki NO3-N’ u seviyesi düşürülerek özellikle marul gibi yapraklı sebzelerdeki sağlığa zararlı nitrat seviyesi düşürülebilir.
Üretilen ürünlerin değil, havuzsuz açık sistem olarak kullanılan kayayünü ve cocopeatin çevre kirliliğini artırmaları, çevre ve insan sağlığını olumsuz etkiler. Havuzlu perlit sistemi havuzsuzlardan daha az çevre kirliliği yaratmasına rağmen ideal olan ülkemizde katı ortamlı veya ortamsız kapalı sistemlere geçilmesidir. 
Hollanda’da açık sistemler yasaklanmıştır. Ülkemizde çevreye önem verilmediğinden Hollanda’lı şirketler ülkemizde kurdukları seralarda kendi ülkelerinde yasak olan açık sistemleri kurup, kayayünü veya cocopeat’te üretim yaptırmakta hatta kayayünü ve cocopeat kullanımını sözleşmeyle zorunlu kullandırma yoluna gitmektedirler.
Çevreyi en az kirletenler kapalı sistemlerden BFT (besin filmi tekniği) ve akan su kültürüdür. Katı ortam kullanılarak yapılan kapalı sistemlerden çevre için en uygun olanı organik ortamlar (cibre, pirinç kavuzu ve cocopeat) in kullanıldığı kapalı sistemlerdir. Daha sonra perlit, ponza, tüf ve zeolitin kullanıldığı mineral ortamlı kapalı sistemler gelir. Kayayününün kullanıldığı kapalı sistem ise çevre için en zararlısıdır.
Açık sistemlerden çevreyi en az kirletenler sırasıyla havuzlu cibre,pirinç kavuzu ve perlit torba kültürüdür. Bunları havuzsuz cibre, pirinç kavuzu, cocopeat ve mineral ortamlar (perlit,ponza,tüf ve zeolit) izler. Açık sistemlerden çevreye en zararlı olan ise kayayünü kültürüdür. Görüldüğü gibi kayayünü kültürü hem kapalı hem de açık sistemler içinde çevre için en kötü yöntemdir.
Açık topraksız kültür bir yönüyle de balık çiftliklerine benzemektedir. Balık çiftliklerinde uygun yemlerle, denizdeki özel yetiştirme alanlarında balık üretilmektedir. Bu balık çiftliklerinin sahile yakın olması sahillerin kirlenmesine neden olmakta ve turizmi baltalamaktadır. Bunların denizin sahilden uzak kısmında kurulması kirliliği azaltır. Açık topraksız kültürde de bitkiler katı ortamlarda besin çözeltisinin bir kısmının dışa verilmesiyle yetiştirildiklerinden çevre ve yeraltı sularının kirlenmesine yol açarlar.
Balık çiftliklerinden ve topraksız kültürden daha tehlikeli bir çevre kirletme riski olan yöntem, ülkemizde Akdeniz ve karadeniz kıyısında kurulacak olan nükleer santrallerde elektrik üretimidir. Bunlarda olan bir kaza Akdeniz ve Karadeniz Bölgelerinde turizm, seracılık, diğer tarımsal üretimler ve balıkçılığı yok edecek ve ülkemizde yaşam, çevre ve ekonomiye büyük bir darbe indirecektir. Bizim,ülkemizi “Avrupa’nın nükleer santralsiz, en ilgi çekici, turizm ve doğal güzellikler ülkesi” diye lanse etmemiz gerekirken, ülkelerini nükleer santrallerle kirleten Avrupa ülkelerine benzeyerek bu üstünlüğümüzü yok etmemiz yanlıştır. Almanya’ da nükleer santrallerin kapatılması istenirken bizde kurulmasına gerek yoktur. Nükleer santrallerin yerine rüzgar, güneş ve hidroelektrik santrallere önem verilmelidir.
SONUÇ
Ülkemizde şu anda kullanılan açık sistemler içinde hem çevre hem de ekonomik olarak en uygun hidroponik kök ortamı havuzlu perlit sistemidir. Havuzlu cibre ve pirinç kavuzunun kullanıldığı açık sistemlere geçilmesi çevre ve maliyet yönünden daha çok avantaj sağlayacaktır.
İdeal olan ise ülkemizde BFT, akan su kültürü, kapalı katı ortam (cibre, pirinç kavuzu, perlit, ponza, tüf ve zeolit) sistemlerine hemen geçilmesidir. Tarım Bakanlığı topraksız tarım şirketlerine 5 yıl geçiş süresi verip, kapalı sistemleri Hollanda’ da olduğu gibi zorunlu hale getirebilir. İnsanoğlu doğayı kontrol ederken ona zarar vermemelidir. Aksi halde doğa, dönüp dolaşıp intikamını feci şekilde alır.
KAYNAKLAR
Hamrick, D. 2003. Ball red book, crop production. Batavia: BallPublishing.
Varış, S.1991. Sera sebzelerinin perlit doldurulmuş torbalarda topraksız yetiştirilmeleri. T.Ü. Tekirdağ Ziraat Fakültesi yayın no:128, derleme no:10.
Varış, S:1992 Perlit torba kültürü uygulama kılavuzu. T.Ü. Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü.
Varış, S ve Altay, H. 2011.Topraklı ve topraksız ortamlarda fide üretimi. N.K.Ü. Ziraat fakültesi, yayın no:12, ders kitabı no:5.
Varış, S.1999. Domateste çiçek burnu çürük (ÇBÇ) ve çatlak meyve oluşumununun nedenleri ve çözüm yolları. T.Ü. Tekirdağ Ziraat Fakültesi yayınları:252, derleme no:26.
Winsor, G.W.1990 and Schwarz, M.1990. Soilless culture for horticultural crop production. Rome: FAO
Yamaguchi, M. 1983. World vegetables. Chichester: Ellis Horwood.

Prof. Dr Servet Varış
Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü
Tarlasera 2012 Sayı:17, Sayfa:72 - 77; Sayı:18, Sayfa:58-60.